Dün benim için önemli bir gündü. “İnernet Gazeteciliği ve Blog Yazarlığı” adlı kitabımın yayınlanması konusunda önemli bir toplantıya katılmak üzere İstanbul’a gittim. Kitabımı yayınlamak isteyen Sistem Yayıncılık’ın Taksim’deki ofisinde kitaba ve yayıncılığa dair güzel bir toplantı yaptık.

Sistem Yayıncılık’ın editörleri Begüm Berkman ve Merve Okçuoğlu ile kitabı daha nasıl zenginleştirebileceğimiz, bilişim teknolojileri ve hukuk üzerine konuştuk. Benim adıma oldukça keyifli ve yararlı bir görüşme oldu. Her ikisiyle de tanıştığıma memnun oldum. Ayrıca kitabımın bu işten anlayan insanların ellerinde olduğunu ve beğenildiğini görmek de beni ayrıca memnun etti.

Kitabımın en geç Ekim ayında kitapçılarda yerini alacağını bilmenin hazzıyla Bursa’ya döndüm. Evet, doğru duydunuz: Ekim 2012′de ilk kitabım kitapçılarda yerini alacak. Bu çok güzel bir duygu. Dilerim yazmaya meraklı olan herkes bu duyguyu en az bir kez yaşar.

14 Mayıs 2012 | Kategoriler: Hayata ve Hayatıma Dair, Kariyer ve İş Hayatı

Uzun zamandır kariyer ya da kişisel gelişim kitabı okumuyordum. Ancak geçtiğimiz Cumartesi günümü evde geçirmeye karar verince, Hülya Çızıkman ve Erdem Karagöz’ün birlikte kaleme aldıkları “Kariyer Dolmuşu” adlı kitaba bir göz atmaya karar verdim. Altın Bilek yayınları tarafından sunulan, içerisinde kişisel gelişim ve kariyer testleri de olan kitabı bir solukta okudum ve burada sizlerle paylaşmak için notlar aldım.

Kitapta iyi bir kariyer planı yapmanıza ve bunu uygulamanıza yarıyacak birçok ipuçu ve öneri var ancak ben daha çok hayata ve mutluluğa dair önerileri not aldım. Sanırım şu sıralar kariyerden çok daha mutlu bir hayat istediğimden olsa gerek, bilemiyorum.

Kitabın “Olumlu Düşünce ve Yararları” başlıklı bölümünde yazarlar, “Umut dolu, daima olumlu ve yapıcı eleştiri yapan, ileriye neşe ve ümitle bakan insanlarla ilişki kurun ve siz de öyle bir insan olun. Devamlı üzülen, olumsuz insanların bu huylarını değiştirmeye uğraşın” diyor ve “Bir insan nasıl düşünürse öyle yaşar” diye de ekliyorlar.

Hakikaten de öyle: Pek çoklarımız benzer şartlarda yaşıyor ancak pek azımız mutlu olabiliyoruz. Demek ki mutluluğun tek kıstası yaşam şartları değil, mutluluk biraz da bizim yaşama olan bakış açımızla alakalı. Bu bakışı da bizler ve çevremizdeki insanlar oluşturuyor. İnanın, hayata umutla bakan insanlar, kaygıyla yaklaşan insanlardan çok daha mutlu oluyor ve çevresindeki insanları da bir o kadar mutlu ediyor.

Bunu çok geç da olsa kavrayabilmiş ve bunun mutluluğunu yaşayan birisi olarak sizleri de uyarmak istedim: Tüm hayatı düzene koymak kaygısındaki bizler, öncelikle zihnimizi düzene  koymalıyız. Zihinlerimizde olumsuz düşüncelere, çevremizde ise olumsuz insanlara yer vermemeliyiz.

26 Nisan 2012 | Kategoriler: Hayata ve Hayatıma Dair

Herkesin önyargıları vardır, benim de var ancak sanırım olması gerekenden biraz fazla.

Hayata ve hayatıma önyargılarımla şekil verdiğimi ve bundan da en büyük zararı yine benim gördüğümün farkına vardım. Yapabileceklerim ve yapamayacaklarıma dair oluşturduğum güçlü önyargılar pek çok alanda başarılı ve hatta mutlu olmamın önüne geçmiş. Şimdi bunların farkına varınca üzülüyorum ancak yarınlarda önyargılarımın hayatımı olumsuz etkilemesine müsade etmeyecek bilince ulaştığım için de ayrı bir mutluluk yaşıyorum.

Şimdi önyargılarımı teker teker kırmak istiyorum. Başarılarımın, mutluluklarımın önüne geçen bu yanlış saptamalardan hayatımı arındırıyorum.

19 Nisan 2012 | Kategoriler: Hayata ve Hayatıma Dair, Proje Çalışmaları

İki güzel haberim var. Birincisi, Politik Akademi için yeni bir televizyon programı çekmeye başladık. İkincisi ise Politik Akademi çatısı altında “Psikolojik Savaş ve propaganda” konulu bir belgesel hazırlamaya karar verdik.

Takip ediyorsanız, fark etmişsinizdir: Politik Akademi’de uzun zamandır video yayınamıyorduk. Ancak gelen talepler doğrultusunda Politik Akademi TV’ye daha fazla ağırlık vermeye karar verdik. Program ve belgesel çekme fikri de bu karar üzerine ortaya atıldı. Şimdi tüm ekip harıl harıl çalışıyoruz.

Politik Akademi TV’de Dünyada Yaşanan Gelişmeleri Değerlendireceğiz

Her Pazartesi yayınlayacağımız programın ilk bölümünün çekimleri az önce bitti. Deneyimli gazeteci Cüneyt Önder’le birlikte hafta boyunca dünyada yaşanan olayları değerlendirdik ve bunların Türk Dış Politikası’na yansımalarını masaya yatırdık. Programı belirttiğim gibi Pazartesi günü, Politik Akademi’de yayınlayacağız.

Psikolojik Savaş ve Propaganda Konulu Belgesel 1 Mayıs’ta Yayında!

En azından program kadar beni heyecanlandıran bir proje de belgesel hazırlamak oldu. Her ay Politik Akademi’de bir belgesel yayınlamayı düşünüyoruz. Her ayın ilk haftasında yayınlanacak belgesellerimizin ilki üzerinde çalışmalarımız sürüyor. “Psikolojik Savaş ve Propaganda” konulu belgeselimiz 1 Mayıs 2012 Salı günü yayında olacak.

Anlayacağınız hayatıma yine birçok proje kattım. Bu projelerle enerji bulup, mutlu oluyorum. Dilerim ortaya güzel işler de çıkartabiliriz.

15 Nisan 2012 | Kategoriler: Kitap ve Dergi, Kültür ve Sanat

I. Dünya Savaşı’nın en buhranlı günleride, henüz Osmanlı egemenliğindeki Filistin’de neler yaşanmış olabilir? Türk, Arap ve Yahudilerin bir arada yaşadığı bu topraklara savaş ne felaketler getirmiş olabilir?

Alexander Aaronson imzalı “Türkler Filistin’e Gelirse” adlı kitap bu sorulara yazarın kendi hayat hikayesinden gerçek öykülerle cevap veriyor. 19. yüzyılın sonunda Filistin’e yerleşen Yahudi bir ailenin çocuğu olan yazar, Osmanlı’nın son yıllarında Filistin ve Kanal Cephelesinde yaşananların hikayesini anlatıyor. Aaronson, “bu kitap sadece binlerce yoldaşından daha azını başarabilmiş ve daha az acı çekmiş birinin kişisel tecrübelerinden bazılarının öyküsüdür” diyor.

“Hiç tutulmamış sözlerin diyarı, dünyanın ruhunu ve özünü borçlu olduğu yer” Filistin’de yaşananları okuduğumuz kitapta adeta o günlere dönüp olup bitene tanıklık ediyorsunuz. Yahudi kimliği öne çıkan yazarın bakış açısından  savaş öncesinde yapılan hazırlıklara ve savaşın yol açtığı felaketlere tanıklık ediyoruz.

Aaronson, “altı yüz yıl boyunca Türkiye’nin İspanyol Engisizyonu ve diğer uygar ülkelerin benzer hizmetlerinden kaçan Yahudilere kapılarını sonuna kadar açık tuttuğunu nasıl olup da unutabilirdik?” diyerek savaşta Osmanlı saflarında yer alıyor ancak gelişmeler beklendiği gibi olmuyor. Zor şartlarda başlayan askerlik, Osmanlı’nın Almanya ile yakınlaşmasıyla ordudaki Yahudiler için daha da çekilmez bir hal alıyor. Aaronson, bir yolunu bularak (On tanesinden dokuzunun rüşvetçi olduğunu söylediği Türk subaylarına rüşvet vererek) ordudan ayrılıyor ve köyüne dönüyor. Ancak burada karşılaştığı manzara da pek iç açıcı olmuyor.

Uluslararası çıkarların çatıştığı topraklarda İngiliz, Amerikalı ve Alman ajanlar cirit atarken Türk, Arap ve Yahudiler kendilerine biçilen kaderi yaşıyor. Tüm bunlara tanıklık etmek, I. Dünya Savaşı’nı farklı bir pencereden görmek  isterseniz okumanızı önerebileceğim bir kitap “Türkler Filistin’e Gelirse”. Doğa Alp tarafından Türkçeye çevrilen ve Altın Bilek Yayınları tarafından okuyucuya sunulan kitapta büyük ses getireceğini, tartışmalara neden olacağını düşündüğüm saptama ve değerlendirmeler de var.

 

Çağın hastalığı olarak görülen “internet bağımlılığı” Alman bilim insanlarını harekete geçirdi. Almanya Sağlık Bakanlığı’na göre yaklaşık 560 bin internet bağımlısının olduğu ülkede uzmanlar bunun olumsuz etkilerini araştırmaya başladı. Ancak Münih Üniversitesi’ne bağlı IFO Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü‘nün yaptığı bir araştırmadan beklenmedik sonuçlar çıktı.

İnternet kullanımı, çocukların okul hayatlarındaki başarı ve sosyalliklerini nasıl etkiliyor?” diye soran uzmanlar bilimsel yöntemlerle 18 bin kişi üzerinde bir analiz yaptı. Tüm değerlendirmelerin  sonucunda öğrencilerin internet kullanımı ile başarı ve sosyal ilişkilerinin doğru orantılı olduğu ortaya çıktı. Yani, gününün büyük bölümünü internette geçiren ve muhtemelen ebeveynleri tarafından “asosyal” kabul edilen çocukların okullarında çok daha başarılı ve sosyal oldukları bilimsel olarak saptanmış oldu.

Bu sonuçlara kendilerinin de şaşırdıklarını belirten uzmanlardan Ludger Wössmann, Deutsche Welle’ye yaptığı açıklamada hipotezleri değil elde edilen bilimsel verileri dikkate almalıyız, dedi:

Çocukların sosyal iletişim ve grup içerisindeki davranışlarını incelediğimizde sonuçların çok daha kötü olacağını tahmin ediyordum ancak hiç de öyle olmadı. Bu konuda birçok hipotez üretebiliriz ama sonuçta elde edilen verileri dikkate almamız gerekiyor.

Öte yandan yapılan araştırmada evlerinde sınırsız ADSL bağlantısı olan çocuklarla diğerleri de karşılaştırılmış ve yine beklenmedik bir sonuç elde etti. Uzmanlar, evlerinde sınırsız ADSL bağlantısı olan ve zamanlarını bilgisayar başında geçiren çocukların okullarındaki grup aktivitelerine diğer arkadaşlarından daha fazla katıldıklarını, bir spor kulübüne üye olduklarını, müzik kursuna gittiklerini ya da gönüllü olarak çalıştıklarını ortaya çıkarttı.

Özetle, Alman bilim insanlarının yaptıkları bu araştırmalara göre internet, çocukları yalnızlaştırmak bir yana daha sosyal ve başarılı kılıyor. Bu noktada ebeveynlerin çocuklarını bilgisayar başından zorla kaldırırken bir kez daha düşünmeleri gerekiyor.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 ... 58 »